16 12 2016

ÇEKİM EKLERİ

ÇEKİM  EKLERİ Çekim ekleri:Eklendikleri kökün veya sözcüklerin anlamında değişiklik yapmayan,  onların diğer sözcüklerle ilişkisini sağlayan eklerdir. Türkçe’de isim ve fiillere getirilenler olarak iki çeşit çekim eki vardır. 1.       Fiil çekim ekleri 2.       İsim çekim ekleri 1.       Fiil çekim ekleri: Çekimli bir fiilde fiil kök veya gövdesi, şahıs ekleri, şekil  ve zaman ekleri bulunur. Fiilin olumsuz veya soru çekimlerinde olumsuzluk eki (ki aynı zamanda fiilden fiil yapım ekidir.) ve soru eki de bulunur. Fiiller fiil çekim ekleriyle çekilirler, işlerlik kazandırılırlar, dilde kullanılırlar. Fiil çekim ekleri fiil kök ve  gövdelerine getirilirler. Fiilin anlamını değiştirmez. Onlara işleklik kazandırırlar. Fiil Çekim eklerini şu şekilde inceleriz: a.       Şahıs ekleri, b.       Soru eki . c.        Şekil ve zaman (Kip) ekleri,   Şimdi bunları ayrıntılı olarak inceleyelim:  a. Şahıs ekleri: Şahıs ekleri, iş, oluş ve hareketin kim ya da kimler tarafından yapıldığını, ne ya da nelerle sağlandığını bildiren eklerdir. Çekimli bir fiile üçü tekil, üçü çoğul olmak üzere (1. Tekil Şahıs, 2. Tekil Şahıs, 3. Tekil Şahıs, 1. Çoğul Şahıs, 2. Çoğul Şahıs, 3. Çoğul Şahıs) altı şekilde gelebilirler. Türkçe’de iki tip Şahıs eki vardır. Üçüncü tekil şahsın eki yoktur. Fiil kök veya gövdesinden sonra ayrıca bir şahıs eki getirilmez. 1. Birinci Tip Şahıs Ekleri: Görülen Geçmiş Zaman (-di’li ge&c... Devamı

30 10 2016

GÖSTERGE

GÖSTERGE Kendi dışındaki bir varlığı, kavramı, anlamı gösteren, düşündüren, onun yerini alabilen sözcük, nesne, görünüş veya olgulara gösterge denir. Gösterge, iletişim etkinliğindeki en temel kavramdır çünkü iletiler, göstergeler olmadan iletilemez. İnsanların kullandığı diller birer gösterge sistemidir. Her bir göstergenin bir göstereni, bir de gösterileni vardır. Sözcük, resim, şekil, işaret gibi öğelere gösteren denir. Gösteren, akılda birtakım görüntüler oluşturuyorsa buna da gösterilen adı verilir. “BEBEK” sözcüğünün kendisi bir göstergedir. Bu sözcüğü oluşturan “B-E-B-E-K” harfleri gösterendir. Bu sözcüğü okuduğumuzda zihnimizde canlanan varlık veya kavram ise gösterilendir. Gösterge kendi içinde gruplara ayrılır.   a)Dil Göstergeleri Söz veya yazıyla gerçekleştirilen her türlü etkinlik veya eylemdir. Dil göstergeleri nedensizdir. Yani “ağaç”a neden ağaç denmiştir de “su” denmemiştir bunun bir nedeni yoktur. Bir nedene bağlı dil göstergeleri de vardır. Bunlar yansıma sözcüklerdir. “şırıl şırıl” ya da “çıtır çıtır” gibi yansımalar doğadaki bir sesin taklidi şeklinde oluşturulmuştur. Yani o kelimenin nedeni, çıkan sesin öyle veya ona benzer olmasıdır. Dil göstergeleri çizgiseldir. Yani bir dizilişe sahiptir, aksi halde ses – anlam özelliği kaybolur. Yani “masa” kelimesi “masa” şeklinde çizgiselleşmiştir, “amas” haline getirilirse karşıladığı anlam tümüyle kaybolur. Her sözcük bir dil göstergesi kabul edilirken resim, şekil, işaret, hareket, jest ve ... Devamı

30 10 2016

Müslüman Saati-Ahmet Haşim

MÜSLÜMAN SAATİ   Ahmet HAŞİM           İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilâların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. “Saat”ten kastımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre, dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu hayat üslubuna göre de “saat”lerimiz ve “gün”lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziya[1]ları tayin eder. Madenden sağlam kapaklar altında saklı tutulan eski masum saatlerin yelkovanları yorgun böcek ayakları tarzında, güneşin sema üzerindeki hareketiyle az çok ilgili bir hesaba uyarak, minenin rakamları üzerinde yürürler ve sahiplerini, zamandan aşağı yukarı bir sıhhatle[2], haberdâr ederlerdi. Zaman sonsuz bahçe ve saatler orada açan, gâh sağa gâh sola meyleden güneşten rengârenk çiçeklerdi. Yabancı saati kuşatmasından evvel bu iklimde, iki ucu gecelerin karanlığıyla simsiyah olan ve sırtı, çeşitli vakitlerin kırmızı, sarı ve lâcivert ateşleriyle yol yol boyalı, azîm[3] bir canavar halinde, bir gece yarısından diğer bir gece yarısına kadar uzanan yirmi dört saatlik “gün” tanınmazdı. Ziyada başlayıp ziyada biten, on iki saatlik, kısa, hafif, yaşanması kolay bir günümüz vardı. Müslüman’ın mesut olduğu günler, işte bu günlerdi; şerefli günlerin olaylarını bu saatlerle ölçtüler.         Gerçi, astronomik hesaplara göre bu “saat” iptidaî ve hatalı bir saatti, fakat bu saat ... Devamı

26 10 2016

DİLİN İŞLEVLERİ (DİL İLETİŞİMDE HANGİ AMAÇLARLA KULLANILIR?)

  1. Dilin Göndergesel İşlevi Bir ileti dilin göndergeyi olduğu gibi ifade etmesi için düzenlenerek oluşturulmuşsa dil göndergesel işlevde kullanılmıştır. Bu başka bir ifadeyle dilin bilgi verme işlevidir. Burada amaç, gönderge konusunda doğru, nesnel, gözlemlenebilir bilgi vermektir. Bu işlev daha çok kullanma kılavuzlarında, nesnel anlatılarda, bilimsel bildirilerde, kısa not ve özetlerde karşımıza çıkar. Göndergesel işlevde duygular dile getirilmez. Örnekler: Psikoloji, insan ve hayvan davranışlarının gözlenebilir ve ölçülebilir onları ile zihinsel süreçleri inceleyen pozitif bir bilim dalıdır. Anadolu'da tarih boyunca birçok uygarlık, devlet kurmuştur. Roman ve öykü, anlatmaya dayalı edebi türlerdir. Türkiye, topraklarının bir bölümü Anadolu'da, bir bölümü Avrupa'da olan bir ülkedir. Karadeniz'de petrol ve doğal gaz aramaları devam ediyor. Bu cümleler bilgi vermek amacıyla oluşturulduğu için dil göndergesel işlevde kullanılmıştır. 2. Dilin Heyecana Bağlı İşlevi Bir ileti, göndericinin iletinin konusu karşısındaki duygu ve heyecanlarını dile getirme amacıyla oluşturulmuşsa dil heyecana bağlı işlevde kullanılmıştır. Bu işlev, göndericinin kendi iletisine karşı tutum ve davranışını belirtir. Bu işlevde çoğunlukla duygular, heyecanlar, korkular, sevinç ve üzüntüler dile getirilir. Dilin göndergesel işlevinde nesnellik, heyecana bağlı işlevinde öznellik hâkimdir. Özel mektuplarda, öznel betimlemeler ve anlatılarda, lirik şiirlerde, eleştiri yazılarında dilin heyecana bağlı işlevinden sıkça yararlanılır. Ünlem cümlelerinin tamamında dilin bu işlevi kullanılır. ... Devamı

23 10 2016

Edebî Eser Olmayan Bir Yazı

BATI DEMOKRASİLERİ VE KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI   Rasim ÖZDENÖREN   Geçtiğimiz hafta Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's Türkiye'nin kredi notunu düşürmüştü. Böyle yapmakla Türkiye'ye yabancı sermayenin girmesini önlemek istiyordu. Konu iktisat açısından olduğu kadar siyasal açıdan da özellik taşıyor. Acaba Batı dünyasının demokrasileri sanıldığı ve yasalarında, anayasalarında dile getirildiği gibi tarafsız ve nesnel ölçeklere göre mi hüküm veriyor; yoksa onlara egemen olan başka faktörler de devreye giriyor mu? Moody's acaba salt iktisadi gerekçelerle mi bu not düşürme kararına vardı? Ve Moody's ne istedi, sonuç ne oldu? Moody's, besbelli, kredi notunu düşürmek suretiyle Türkiye'yi uluslararası arenada iktisaden itibarsız bir ülke haline getirmek, dolayısıyla bu ülkede yatırım yapmak isteyen yabancıları bu teşebbüslerinden vazgeçirmek istedi. Bu kuruluş bu kararını verirken tarafsız mıydı? Ya da bu kuruluşla ilgili olan ülkeler kuruluşun bu kararından dolayı onu sorgulamayı düşündü mü? Bunların hiçbiri olmadı. Peki, bu kuruluş bu kararını boşuna mı almış oldu? Bütün bu soruların iktisat alanında, iktisattan da çok siyasal alanda yansımaları oldu. Fakat daha da çok adı geçen kuruluşun itibarı açısından bir yansıması oldu... Kuruluş, Türkiye'nin kredi notunu düşürmek suretiyle, bunun reel dünyada beklediği oranda bir yansıması olmadığı görülünce aslında kendi itibarını oylamaya sunmuş oldu. Başta Amerikalı yatırımcılar olmak üzere, Moody's'in not düşürüşünü umursmadı. Bilakis Milyar dolarlık şirketler sağlık, enerji, vb. konularda Türk... Devamı

20 10 2016

SAİT FAİK'TEN ÜÇ HİKÂYE

SİNAĞRİT BABA   Sait Faik ABASIYANIK   Cehennem nişanında beş sandaldık. Güzel bir ocak akşamı. Hava lodos. Denize kırmızı rengin türlüsü yayılmış. Çok kaynamış ıhlamur rengindeki yayvan, geniş, ölü dalgalar. Sandallar ağır ağır sallanıyor, oltalar bekliyor, insanlar susuyor…   Otuz sekiz kulaç suyun altındaki derin sessizliğe, dibindeki dallı budaklı kayaların arasına yedi rengin en koyusu girer mi şimdi. Sinağrit Baba döner mi avdan. Pırıl pırıl, eleğim sağma rengi pullarıyla ağır ağır, muhteşem, bir ilkçağ kralı gibi zengin, cömert, asil ve zalim mantosu ile dolaşır mı kim bilir. Altını, zümrüdü, incisi, mercanı, sedefi lacivertliğin içinde yanıp sönen sarayını özlemiş, acele mi ediyordu?   Sinağrit Baba ömründe konuşmamış, ömrü boyunca evlenmemiş, ömrü boyunca yalnız yaşamıştır. Onun kovuğundaki zümrüt pencereden ne facialar seyretmiştir Sinağrit Baba, ne oltalar koparmıştır. Bu akşam kimin oltasını seçmeli de artık bitirmeli bu yorucu ömrü. Daha her yeri pırıl pırılken, mantosu sırtında iken, daha eti mayoneze gelirken bitirmeli bu ömrü. Sonra hesapta bir gün pis bir “Vatos’un, bir sırtı renksiz, yapışkan ve parazitli bir canavarın dişine bir tarafını kaptırmak var.   İyisi mi, muhteşem bir sofraya kurulmalı, bir zaferle dolu ömrün sonunu beyaz şarapla, suların üstündeki başka dünyada yaşayan bir akıllı mahluka kendini teslim etmeli. Sinağrit Baba oltalardan birini kokladı. Bu balıkçı Hristo’dur: kusurlu adam. Gözü açtır onun. İçinden pazarlıklıdır.   Evet, fukaradır ama, kibirli değildir. Sinağrit baba fukaralıkta gururu sever. Öteki oltaya geçti. Kokladı. Bu balıkçı Hasan’dır. Geç! Cart curt etmesine bakma!... Devamı

28 09 2016

İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR

İletişim, Dil ve Kültür İletişim:Duygu,düşünce,istek bilgi vb her şeyin çeşitli yollarla (ses,yazı,işaret,davranış vs) başkasına aktarılmasına denir. İnsanoğlu eskiden beri iletişim aracı olarak dili kullanmış ama bunun yanında çeşitli yollara da başvurmuştur.Dumanla haberleşme,ellerle işaretleşme,görsel olarak ,hal ve hareketler vs… İletişim sadece sesli olacak diye bir şey yoktur sözsüz de iletişim olabilir.örneğin trafik işaretleri sözsüz bir iletişimdir.neden mi çünkü kırmızı işarette durmamız gerektiği,sarı da hazırlanmamız gerektiği ve yeşilde geçmemiz gerektiği iletişimini bize sözsüz olarak söyler. Başka örnek vermek gerekirse bir insanın dış görüşüne bakarak da iletişime geçeriz giyim kuşamı ile vs. ya da ruh haline bakarız sinirli ise geri durur sevinçli ise bizde güleriz gibi. İletişimin temel öğeleri vardır. Gönderici(kaynak) :İletişi başlatan öğedir. İnsan yada herhangi bir öğe olabilir. Alıcı (Dinleyici):İletişimin ulaştırılmak istendiği öğedir.Göndericinin mesajına göre hareket eder .İletişimi devam ettirir veya sonlandırabilir. İleti (Mesaj):Göndericinin alıcıya gönderdiği mesaj,şifre ya da koddur.Her türlü duygu, düşünce, bilgi, vs iletidir. Kanal (araç):İletişimin yapıldığı araçtır. Anlaşmayı sağlayan ya da iletiyi  alıcıya ulaştıran araçtır.yazı,söz,resim,cd,ses dalgaları vs. Dönüt (geri bildirme) :Alıcının göndericinin göndermiş olduğu iletiye verdiği cevaptır.Bu olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. Örneğin Okulda yapılan sınavlar bir dönüttür. Bağlam (Ortam) :İletişim gerçekleştiği yerdir. Kod (Şifre) :İletişimin yapılması için üretilen şifrelemeye denir.İletinin gönde... Devamı

28 09 2016

DİL, İLETİŞİM, KÜLTÜR

DİL, İLETİŞİM, KÜLTÜR Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta; kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık; milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese; bin yıllar boyunca gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurum; seslerden örülmüş bir ağ; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemidir. Dil, diğer insanlarla bütün ilişkilerimizde bize aracılık eden, sosyal bağlarımızı düzenleyen bir vasıta olarak hayatımızın her safhasında mevcuttur. Evde, okulda, sokakta, çarşıda, iş yerinde ve her yerde onunla beraber yaşıyoruz. İnsan konuştuğu dili doğduğu günden itibaren hazır bulur. Fakat dil doğuştan bilinmez. İlk aylarda ağlamalar, taklit, birtakım hareketlerle anlaşma sağlamaya çalışır. Çocuk içinde yaşadığı topluluğun dilini, anadilini uzun bir çıraklık devresi süresince öğrenir. Daha sonra kulağına gelen seslerin belli kavramlara, hareketlere, varlıklara karşılık olduğunu anlamaya başlar.  Dil insan benliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. İnsan zekâsının, insanda sınırı çizilemeyen duygu ve düşünce kabiliyetinin sonuçları kendi benliğinin dışına ancak dille aktarılabilir. Bu bakımdan dil ile düşünce iç içe girmiş durumdadır. İnsan dil ile düşünür. Dilin gelişmesi düşünmeyi düşünceye, düşüncenin gelişmesi de dile bağlıdır. Çeşitli medeniyetlerin meydana getirilmesini sağlayan düşünce, gelişmesini dile borçludur.  Dil her şeyden önce sosyal ve millî bir varlıktır. Fertlerin üstünde, bir milleti ilgilendirir. Bütün bir milletin duygu ve düşünce hazinesini teşkil eder. Bir milleti ayakta tutan, fertleri birbirine bağlayan, sosyal hayatı düzenleyen ve devam ettiren, millî şuuru besleyen... Devamı

25 09 2016

EDEBİYAT, BİLİM, GÜZEL SANATLAR, DİL VE KÜLTÜR İLİŞKİLERİ

GÜZEL SANATLAR İÇİNDE EDEBİYATIN YERİ 1. GÜZEL SANATLAR İÇİNDE EDEBİYATIM YERİ BİLİM VE SANAT İnsanoğlu ilk günden beri evreni, kendini, olay ve olguları algılama ve algıladıklarını diğer insanlarla paylaşma ihtiyacını hissetmiş; bunun için farklı yollar bulmuş, çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Bunların en önemlileri hiç şüphesiz bilim ve sanattır. A. BİLİM Bilimi "evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan, bunu düzenli bilgi haline dönüştüren çalışmalar bütünü" olarak tanımlamak mümkündür. Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını oluşturmuştur. Bunları şöyle sıralayabiliriz: 1.Bilim olgusaldır. Çünkü doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak gözlenebilen olguları ve olayları konu edinir. Örneğin maddenin hal değiştirdiğinde kütlesinin sabit kalması olgusal bir durumdur. Bu durum maddenin hal değiştirdiği her tepkimede gözlemlenebilir. 2.Bilim mantıkla izah edilebilir. Çünkü ulaşılan sonuçlar her türlü çelişkiden uzak olup birbirleriyle tutarlıdır. Bilim mantıksal düşünme sürecinde "tümevarım" ve "tümdengelim" yaklaşımlarından yararlanır. 3.Bilim objektiftir. Ancak bilimdeki objektifliği, mutlak anlamda değil, sınırlı ve özel anlamda bir objektiflik olarak algılamak gerekir. Bu da, bilimsel nitelik taşıyan her sonucun, belli kişi ya da grupların tekelinde değil, kamunun soruşturmasına açık ve elverişli olacak bir biçimde ifade edilmesi demektir. 4.Bilim eleştiricidir. Bilim ne denli akla yatkın görünürse görünsü... Devamı